Türkiye ve Dünya Gerçekleri

TransAnatolie Welcomes You  to Turkey

 

Savaş


 

 

Home ] Up ] Türkiye Gerçekleri ] Strateji ve Politikalar ] İçerik ] Ara ]

 

 

Veled ] Diriliş ] İzlemler ] Egemenlik ] BOP ] Harekat ] Yalnız ] Hedef ] Çözüm ] İhanetler ] İçimizdekiler ] Kim ] Melezya ] Yağmâ ] Kurnazlık ] Kutuplar ] Vak’a ] Eşitlik ] Küstahlık ] [ Savaş ] Arkeoloji ] Şeriat ] Öngörü ] Tahmin ] Tanzimat ] Süreç ] Politikalar ] Türkolog ] Karne ]

 

 

Up

  Savaş: Devrimlerin ana rahmi!..
   
   

Memleketin manzara-i umumiyesine ne kadar şaşırarak, öfkelenerek, üzülerek baksak azdır.

Artık hadise, bir kuru laiklik, kıtıpiyoz bir turban hadisesi değil. Cumhuriyet bir bütün olarak alaşağı ediliyor. Yıkılıyor. Bağımsızlık zaten komada. Kitleler uyuşmuş. Kurumlar kuşatılmış. Amerika'sıyla, Avrupa'sıyla, Yunan'ıyla, Rum'uyla, Kürt'üyle, Ermeni'siyle, şeriatçı Arap'ıyla, bunların içerideki hain işbirlikçileriyle adeta bütün dünya Cumhuriyet'iyle, bağımsızlığıyla Türk'ün ve Türkiye'nin karşısında. Ne diyor Ali Bulaç denilen Amerikan biberi: Keşke bağımsız olmasaymışız da demokrat olsaymışız yetermiş!?!.. Mısır bizim kadar bağımsız değilmiş ama ne güzel demokratmış!

Fesuphanallah!!... Değer yozlaşması, mantık çarpıklığı anca bu kadar olur!

Nedir demokrasiden muradı? Sahiden demokrasi mi sanıyorsunuz? Hayır! Onun muradı şeriat devleti, Türkiye İslam Cumhuriyeti… Yüzde 47 de yetmiyor; hepsini istiyorlar. Bunların Kürtçü veya neo-liberal türevleri de "Ankara'da Türk polisinden dayak yiyeceğime, Brüksel'de Belçika polisi tarafından aşağılanayım daha iyi" der zaten!..

Adamlar düpedüz bir karşı devrim gerçekleştiriyor. Anayasa'dan başlamak üzere…

Başbakana padişah yetkileri vererek bütün devlet ve toplum örgütlenmesini bir tek kişinin iradesine bıraktıktan sonra Anayasanın değiştirilemeyecek ilkeleri orada kalsa ne olur kalmasa ne olur!...

Zaten, İran'daki, Suudi Arabistan'daki türden bir şeriat devletini ne bunlar ister, ne de abileri o kadarına izin verir.

Geçen hafta İstanbul'da Moda sahilinde büyük bir şaşkınlıkla gördüm: Kıyıdaki parkın çimenleri üzerinde çoğu çift halde yüzlerce kadın ve erkek… Büyük bir çoğunluğu öpüşüp koklaşıyor, kendinden geçmiş. Bu çiftlerden dişisi sıkmabaş olanların sayısı olmayanların iki katı. Ve en çılgınca, kıvranarak sevişenler onlar. Sahiden çiftleşmedikleri kalmış bir. Biz ki onlara göre zındığız, kafiriz; valla hele böyle alenen, nikaha kadar hanımın anca elini tutabilmiştik. Doğrusu böyle alel umum, elaleme göstere göstere bundan fazlasını biz de hic aklımıza getirmemiş, istememiştik. Bizim bildiğimiz ibadet de, kabahat de gizliydi… Şimdi ibadet sahtekarlığa dönüşmüş, kabahat marifete ve şirretliğe…

Suudi Arabistan'da, İran'da yapabilirler mi bunu!? Recebimin Emine'si üstüne dördüncü kumanın gelmesini yer mi!?...

Zaten asıl dikkat çeken nokta şu: Anayasayı, asıl amaçlarının Cumhuriyeti yıkmak olduğunu, asıl dertlerinin demokrasi filan olmadığını (bütün devlet yetkilerinin başbakan denilen adamın elinde toplandığı bir yapı demokrasi mi olur!..) gizlemeye dahi gerek duymadan öyle bir değiştiriyorlar ki, bir daha bu ülkenin başından hiç gitmeyeceklerine asla kuşku duymadıkları çok açık.

"Yav, bizden sonra başkaları gelir. Onlara bu kadar yetki bırakmayalım. Sonra işler tersine dönebilir" demek akıllarından bile geçmiyor. Deseler bu kadar pervasız, bu kadar küstah olurlar mı!.. Yargıyı, yasamayı, üniversiteyi, cumhurbaşkanını, orduyu bu kadar sıfırlayıp, bütün, ama bütün yetkiyi tek bir kişinin elinde toplamak istemelerindeki faşist zihniyet bir yana, bir daha hiç gitmeyeceklerine inandıkları için, hiç gitmemek için anayasayı böyle değiştiriyorlar, anayasayı böyle değiştirdikleri için bir daha hiç gitmeyeceklerine inanıyorlar. Öyleyse, kendilerinden sonra gelenlere bu yetkileri bırakıp işlerin tersine dönmesinden korkmalarına da gerek yok!..

Kendilerinden o kadar eminler ki, cumhurbaşkanları, tıpkı Demokrat Parti'nin Celal Bayar'ı gibi çıkıp kürsüye seçim nutkundan farksız konuşabiliyor. Sadece elinde AKAPE amblemli baston, göğsünde AKAPE rozeti eksik.. (Bayar DP amblemli bastonu ve rozetiyle dolaşırdı alenen.)

Seçim sonuçları üzerine kimi yazılarımızı Baykal şakşakçılığı olarak yorumlayan okurlar arzu ederlerse kusura bakabilirler ama, bütün bunlar bırakın Ali gitsin de Veli gelsini, A partisi gitsin de B partisi gelsinle dahi değişmez. Çünkü hadise o kadar basit değil; Cumhuriyet gidiyor, bağımsızlık gidiyor avcumuzun içinden göz göre, o adı batasıca demokrasi çığlıklarının gölgesinde!... Mevcut siyasi partilerin, onların genel başkanlarının, o genel başkanların muhaliflerinin hiç birisi, böyle bir şeyi can-ı gönülden istediklerini zaten sanmıyorum ama, isteseler bile Amerika'ya, AB'ye IMF'ye "defolun gidin" diyemez. "Mevzuat müsait değil" diye espri yapardı sevgili Uğur Mumcu böyle durumlarda…

1938'den itibaren, yani Mustafa Kemal Atatürk'ten sonraki 69 yıl içinde büyük bir ustalıkla, yavaş yavaş getirildik bu noktaya. İnönü'nün fevkalade vahim hataları, Menderes-Bayar-DP süreci, Milliyetçi Cephe Hükümetleri, 68-80 arasında yaşanan, kelimenin has anlamıyla iç savaş, 12 Martlar, 12 Eylüller, Turgut Özal-ANAP ve bugün de AKAPE kabusu… Hele anayasa filan da bu şekilde değişince, soğuk suya atılmış ve fakat altında ateş yandığını fark etmeyen kurbağa yavaş yavaş haşlanmaktadır.

Hey Yuce Çalap… Olumu gösterip sıtmaya razı olmak misali, şimdi oturmuş oy vermediğimiz 12 Eylül anayasasını savunmak durumuna düşürmen şart mıydı bizi? Biz ne günah ettik bu kadar ağır cezalık?!!!...

Ordudan filan da bir şey beklemeyin. Bu defaki 27 Mayıs'a, 12 Mart'a, 12 Eylül'e benzemez… O zaman Amerika'nın onayıyla solcu kesiliyordu, önlerinde hiçbir engel yoktu. Kimse onların ensesinde demokrasi bozası pişirmiyordu. Bu defa Amerika'nın onayı yok. Avrupa ondandan da beter bok yedi başı!... Böyle bir hükümet ve siyasi yapı, pamuk ipliğine bağlı iktisadi dengeler…

Evet. Bu yumuşak paluze demokrasisi, barış ortamında, inanınız Atatürk bile bir şey yapamazdı.

Adını koyalım. Düşmana karşı silahlı mücadelenin içinde ve bu muzaffer mücadelenin başarısı arkasından gerçekleştirilen Cumhuriyet devrimi, adıyla sanıyla bir karşı devrimle boğuşmakta. Silahsız, yumuşak, yavşak, dış saldırı bir yana, dış destekle, parayla donanmış bir karşıt…

O dış desteklerin Mustafa Kemal'i değil de bugünkü örümcekleri desteklemesi, Mustafa Kemal'le dişe diş silahlı mücadele ederken, bunlara bu kadar cilvebazlık etmesi yeterince anlamlı değil mi zaten!!... Mustafa Kemal, tıpkı kendilerindeki gibi muasır, hukuka dayalı, medeni bir Cumhuriyet kuruyordu, kurmasını engellemek için onca kan döktülerdi (çünkü Batı denilen o sansar, kendisinden başkasının medenileşmesini asla istemez; ne diyordu Samuel Huntington denen o ukala dümbeleği: Kardeşim niye Batı medeniyeti için çırpınıp duruyorsunuz; oturun iste kendi Müslümanlığınızın, miskinliğinizin içinde!...); şimdi bu hamam böcekleri, o engelleyemedikleri Cumhuriyeti paşa paşa yıkıyor.. Niye desteklemesinler?!!!..

Üstelik bunu para harcamadan, kendi kanları dökülmeden yapıyorlar… Bizimle kendileri savaşmıyor, böylece karizma da çizilmiş olmuyor…

Öyle top yekun bir savaş filan da söz konusu olmadığı için, necip milletim de uyuşuklukta, kömüre, gaza, tuza, nohuta bulgura eyvallah edip yüzde 47'leşmekte hiçbir beis görmüyor.

Haaaa… Geldik mi zurnanın zırt dediği yere?...

Neresidir orası? Savaş!... Kocaman bir savaş…

Bize Mustafa Kemal'i bahşeden, o "muhterem" Birinci Dünya Savaşıdır. Bu savaş olmasaydı, Kurtuluş Savaşı da olmayacak, Osmanlı yıkılıp Cumhuriyet de kurulmayacak, Mustafa Kemal de bir "mütekait Osmanlı paşası" olacaktı.

Bütün başarılı devrimler, savaş eşliğinde gerçekleşenlerdir. Lenin'i doğuran da Birinci Dünya Savaşı değil midir? Mao'yu, Tito'yu doğuran da İkinci Dünya Savaşı değil midir?

Savaş, yani tetiğin bir kere çekilmesi, kanın bir kere akması, mevcut düzenin mevcut sahiplerinin kontrol gücünü de alt üst eder. Bir Birinci Dünya Savaşı Osmanlıyı yıkmıştır; Avusturya Macaristan'ı yıkmıştır, Alman'ın Kayzerini yıkmıştır, Rus'un Çar'ini yıkmıştır ve nihayet üzerinde hiç sönmediğini iddia eden İngiliz'in güneşini mum gibi söndürüvermiştir.

Savaş futbol topuna benzer, maçın sonucu hiç belli olmaz.

Artı… Savaş bu tür köklü devrim-karşı devrim mücadelelerini de kolaylaştırır. Çünkü tıpkı Mustafa Kemal gibi, devrimlerinizi dış düşmana karşı mücadeleyle, vatan savunmasıyla kamufle edebilirsiniz. O sizi meşrulaştırır. İsyancı, asi, sergerde olmaktan kurtarır.

Hele o savaşı kazanmak… Mutlak hakim siz olursunuz. Dış düşmanı yenmiş muzaffer kumandan olarak, iç düzeni yeniden planlamak da artık sizin en doğal hakkınızdır. Çünkü arkanızda kan ve göz yaşı vardır.

Eh… Elbette dış düşman daha güçlü çıkar, yenemeyebilirsiniz de. Ama hiç değilse dövüşe dövüşe yenilmiş olursunuz.

Peki şimdi!???.. O parti gitsin de bu mu gelsin, o adam gitsin de bu adam mı gelsin diye sığ sularda debelenip, göllenip duruyoruz. Düşmana düşman, haine hain bile diyemiyoruz. Tersine… Onlar ya "sayın", ya da "ekselans"!...

Evet! Kimse yadırgamasın… Ya da yadırgasın…

Can-u gonulden büyüklerin kapıştığı, bizim de içinde olduğumuz (ki Türkiye bugün de dünyanın eklem yeridir. Çıkacak öyle umumi bir savaşın Türkiye'siz olması imkansızdır. Bakın şöyle çevrenize…) bir genel savaşın çıkmasını, yine Çanakkale'ye, yahut İskenderun'a düşman donanmalarının, Antalya-Konya'ya yine İtalyan, Antep-Maraş'a yine Fransız, Diyarbakır ve havalisine Avrupa-Amerika koalisyonu, Ege'ye yine, zaten hiç aklından çıkmamıştı Yunan gelmesini, İstanbul ve hele Ankara sokaklarında Amerikan zibidileri devriye gezmesini diliyorum.

Yoksa, elbette bir Türkiye Cumhuriyeti levhası, üzerinde kırmızı zemine ay yıldız bulunan bir bez parçası bulunacak, yine başsımızda maalesef bir takım başbakanlar bulunacak, ama inanınız Cumhuriyet ve bağımsızlık diye hiçbir şey kalmayacak.

Haşlanan kurbağanın ölmesine az kaldı. Atatürk boşuna mı demiş "Ya İstiklal, ya ölüm!..." diye… Ama bunun için bile uygun ortamın oluşması lazım. Şimdi ne bağımsızlığımız kalıyor, ne de ölebiliyoruz. Murdar öleceğiz bu gidişle.

Ali Tartanoğlu

 

   
   
   
   
 
 

 
   
   
   

 

 
 
 

 

 

 

Home ] Up ] Türkiye Gerçekleri ] Strateji ve Politikalar ] İçerik ] Ara ]

Veled ] Diriliş ] İzlemler ] Egemenlik ] BOP ] Harekat ] Yalnız ] Hedef ] Çözüm ] İhanetler ] İçimizdekiler ] Kim ] Melezya ] Yağmâ ] Kurnazlık ] Kutuplar ] Vak’a ] Eşitlik ] Küstahlık ] [ Savaş ] Arkeoloji ] Şeriat ] Öngörü ] Tahmin ] Tanzimat ] Süreç ] Politikalar ] Türkolog ] Karne ]